|
Kendine İyi Bak
Sevgi Özdemir 25.07.2010 ![]() Telefondaki ses “Kendine iyi bak anne!”dedi. Yanıt gecikmedi:”Bakamıyorum kızım.” Kilometrelerce uzaktaki ses” Sen bize daha çoook gereklisin anne”dedi.”Ne demek, bakamıyorum?” Uzun bir iç çekiş ve almacın öbür ucuna ulaşmayan sessiz gözyaşları... Cadde kalabalıktı. Yine de gördüler birbirlerini. Aynı vitrinin camında selamlaştılar, hal hatır sordular. “Aaa ne rastlantı, inan daha dün düşündüm seni. Arayayım, dedimdi.” “Kalp kalbe karşıymış.”dedi öteki.”İyi gördüm seni” “Eh, iyiyim.” “Canım, acelem var, hoşça kal!” “Kendine iyi bak, emi?” Aynı vitrin camında kalakaldı bir başına… Eski yalnızlığıyla. Kendine iyi bak! İlk kez kim, ne zaman kullandı, bilmiyorum. Dilimize-daha da önemlisi- yaşamımıza nasıl, nereden girdi,onu da bilmiyorum. Ne ki, niçin kullanıldığını, anlamını biliyorum.”Ben uzaklardayım. Ben meşgulüm. Acelem var. Oğlum, kızım, eşim var. İşim var. Sen bekleyedur. Aslında benden sana hayır yok. Benden uzakta başının çaresine bak.”Belki içinde bir parça iyi niyet de var, yok değil, ama ya sorumluluk? Hayır!”Canım, işte aradım, üstelik de tembihledim kendine iyi bak, diye.” Kendini rahatlatmaya yönelik kaçamak avuntular… Orda bir köy var,uzakta/O köy bizim köyümüzdür/Gezmesek de,tozmasak da/O köy bizim köyümüzdür/Orda bir ses var,uzakta/O ses bizim sesimizdir/Duymasak da,tınmasak da/O ses bizim sesimizdir/ ”Anımsadınız değil mi çocukken mutlu-mesut söylediğimiz o şarkıyı? İyi de, gitmediğin köy; duymadığın ses nasıl senin oluyor?Köy orada duradursun,belki bir gün giden olur. Ses oradan yükseledursun, belki bir gün duyan olur.Geç kardeşim,geç!Dereye su gelinceye kadar kurbağanın gözü patlar. Kendine iyi bak! Neler çağrıştırıyor bana bu söz, bir bilseniz. Yıllar önceydi. Pikniğe gitmiştik arkadaşlarla, Kütahya yolunda “kendin pişir, kendin ye” tarzı bir yerdi. Koyu bir sohbete daldık, dostluğun, açık havanın ve biraz da çakırkeyifliğin verdiği rahatlıkla. Bir arkadaşım,”Urfa’da kendin pişir, kendin ye, diye bir yer açılmış, adını ne koymuşlar, bilin bakalım”dedi. Bizden umudu kesince sorunun yanıtını da o verdi:”Sen Sene Pişir, Sen Sene Ye” Sözü nereye mi getireceğim? Kendine iyi bak sözünün, sen sene pişir, sen sene ye sözünden ne farkı var Allah aşkına? İkisinde de işi kendin göreceksin… Annen beklesin, arkadaşın beklesin, eşin-dostun beklesin… Sen durup durup geçmesini beklediğin duygusal yorgunluğunu at hele üzerinden bir. Hele bir işin bitsin, gurbet bitsin, yol bitsin… Telaşın bitsin. Yaz bitsin, kış gitsin. Daha son sözünü söylemedin sen, şu koşuşturmalar bir bitsin, seni bekleyenlere dönüp bakacaksın. O sanal sevgiler, dostluklar sana göre değil ki! Elden ne gelir, vaktin yok! Çok meşgulsün, çoook! Bir yol aç, yüreğinden onların yüreklerine… Bir yol aç, onların yüreklerinden seninkine… Bir yol aç ki, aksın can suyu kesişen hayatların köklerine, gövdelerine, dallarına doğru. Aksın can suyu, onu özlemle bekleyen toprağa doğru. Bir yol aç ki; can suyu, aşılmaz sanılan mesafeleri aşıp yeşile dursun, berekete dursun. Öyle bir yol aç ki, can suyunun da, toprağın da, yaprağın da içine sinsin. İş işten geçmeden… Kuruyup kavrulmadan.
Yazarın Son Yazıları
|