|
Ana Sayfa » Yazarlarımız'dan »
Hüsnü Arslan - ‘Basın Bayramı’ kutluyoruz 100 yıldır, niye ve nasıl?..
‘Basın Bayramı’ kutluyoruz 100 yıldır, niye ve nasıl?..
Hüsnü Arslan 24.07.2010 ![]() ‘Basın Bayramı’ kutluyoruz 100 yıldır, niye ve nasıl?.. Gerçi bir şekilde günlük yayın izleyenler, TV kanallarına takılanlar “Basın Bayramı”nın ne ne menem bir şey olduğunu bilirler, niçin kutlandığını da... Yine de başlıktaki “niye”nin yanıtını vererek hatırlatalım; -24 Temmuz 1908’de, bir parça “süngü zoru” ile Padişah efendimizin 2. Meşrutiyet’i ilan etmesinin yıl dönümü... Bu olayı, tarih kitaplarındaki müfredata uygun olarak en az bir-iki kez okumuş olmalıyız. Meşrutiyet ilanı tamam da basın bayramının olayla ilgilisi ne? Meşrutiyetin o günün koşullarındaki anlamı görece “özgürlük” demek. O halde; -Matbuat da hür olmalı!.. *** Oysa Osmanlı’nın, emekleme dönemindeki matbuatı da, halkı gibi sarayın sıkı denetiminde; -Sokaklarda saray hafiyeleri, gazetelerde sarayın sansür memurları... 2. Meşrutiyetin açıklandığı günün akşama, sansür memurları 1876’dan beri olduğu gibi yine gazete matbaalarının kapısındadır. Ellerinde “sansür mühürleri” beğenmedikleri haberlerin, yazıların üzerine inecektir. O yazıların kaldırılacak, yazıların olduğu sütunlar “yüz karası” olarak okurlarla buluşacaktır. Gazeteleri ellerine alanlar anlayacaktır ki; -Sarayın sansürcüleri işbaşında!.. O akşam ilk kez bir direnişle karşılaşır sansür memurları. İkdam Gazetesi’nin sahibi Ahmet Cevdet ile Sabah Gazetesi sahibi Mihran Efendi içeri sokmazlar onları; -Meşrutiyet ilanında var, matbuat hürdür!.. *** İşte “Basın Bayramı”nın kısa geçmişi böyle... Aradan 102 yıl geçmiş, o süreç içinde bir zamandan sonra 24 Temmuz, gerçekte “sembolik” anlamda bayram olarak kutlanıyor. Elbette 102 yıl öncesinin 24 Temmuz’unun bir anlamı var. Hem de çok anlamı var. Kendi adıma, sansürcüleri kapıdan çeviren o 2 yürekli gazeteciyi anıyorum en azından. Aynı zamanda, Osmanlı’nın kalan zamanında, Cumhuriyet’in uzak-yakın geçmişinde “Basın Özgürlüğü” adına mücadele veren, onunla da kalmayıp; -Canları ve kanlarıyla bedel ödeyen diğer meslektaşlarımı... *** Basınımızda sansür kalktı mı gerçekten? 1924’lerden başlayarak Anayasalarımızda, onlarla uyumlu ya da uyumsuz yasalarımızda yazılanlara bakılırsa; -Basında sansür yok, basın bayramına devam!.. Dün yazı işleri müdürlerinin önüne yığılan kutlama mesajlarına, gönderilen çiçeklere, yapılan açıklamalara, Gazeteciler Cemiyeti’ne yapılan ziyaretlerine bakıyorum; -Basın Bayramı devam ediyor halen!.. Nazım Hikmet’in “Vatan ihanetine” devam etmesi gibi aynen!.. Besleme basından, yandaş basına!.. Bayramımızın bu asırlık yıldönümünde sormanın zamanıdır; -Matbuat sansürsüz, basın özgür müdür? Okuduklarımıza, yaşadıklarımıza bakarak kimi örnekler vermekte yarar var sanıyoruz. Mustafa Kemal Atatürk, tek parti dönemini geçelim mi? Hayır geçmeyelim. Atatürk’ün şu bakışını hatırlatalım; -Basın, milletin müşterek sesidir. Basın hürriyetinden doğan mahzurların izalesi, yine basın hürriyeti ile mümkündür... Atanın bu yorumu, bir anlamda cumhuriyet dönemi basının şekillenmesinin temelini oluşturacaktır. Tek parti (CHP) dönemi asla “dikensiz gül bahçesi” değil. Onun belli sürecinde zaten hükümet sözcüsü türünden “vilayet gazeteleri” devam edecektir bir süre. Ama onların yanında -Halkevleri gazeteleri de!.. *** Görüldüğü gibi, sansür mührü yok, denetim var!.. 1940’lardan sonra İstanbul basının alternatifi “mahalli gazeteler” var aynı zamanda. İstanbul gazeteleri de o yıllarda bir tür “yeni meşrutiyet”in sözcüleri gibi; -Yeter, söz milletin!.. Slogan Demokrat Parti’ye ait. Destek, milletin iradesi için. Nitekim öyle olur. 1954 yılına kadar devam eder DP hükümetleriyle,özgür basın arasındaki bahar havası!.. Sonrasında “kışa döner” ilişkiler; -Özgür gazetecilik anlayışında olanlar devlet ajanlarının takibinde, mahpus damlarına!.. Devletin resmi ilanları da şimdilerin tanımıyla “yandaş” gazetelere o zamanki adıyla; -Besleme basına!.. *** Görece, 1961 Anayasasının verdiği sınırsız basın özgürlüğü. Bu kez “çağdaş sansürcüler” çıkacaktır ortaya. Örneğin, basın emekçilerine düşünce özgürlüğünü kısıtlanmaksızın açıklama hakkını veren 212 sayılı yasa karşısında; -Bab-ı Ali patronlarının direnişi!.. Onlar ki, (Günümüzdeki adı İkitelli medyası) varoluş nedenleri arasında yer alan özgür basını, gün gelecek iktidar gücünü ellerinde tutanların emrine sunacaklardır; -12 Eylül generalleri, ANAP dönemi, bazı koalisyonlar dönemleri ve bugün olduğu gibi!.. Evet aynen bugün olduğu gibi, sadece halkın iradesini yansıtan meşru iktidarların dışında, ülke dışında kimi “etkili güç odakları”nın emrine sunacaklardır. Kimin aracılığı ve neyin karşılığında; -Kendilerinin ödediği maaşların dışında, kendilerine dolar transferi yapılan gazeteciler (!) aracılığında ve güç sahiplerinden insaf dilenme karşılığında... *** Bir asır öncesinden başlayarak “matbuat camiası” çok bedeller ödedi. Kimi servetlerini kaybetti, kimi zindanları tanıdı, kimileri kanlarını akıttı, kimileri de canları ile ödedi özgür basın ideallerinin bedelini; -Kendi bayramlarını bile yaşayamadan!.. Aynen bugün bile Silivri cezaevinde bayram kutlayan meslektaşlarım gibi... -Yine de kutlu olsun!...
Yazarın Son Yazıları
• THK’nun Üniversite kurma girişimi - 31.07.2010
• Eskişehir basını; kent yandaşlığı, hobi ve fobi!.. - 30.07.2010 • Açıklayın dedik, lütfen dedik, ses yok!.. - 29.07.2010 • ‘Büyük acı’larla gazeteci olmak; üstat Pulur örneği - 27.08.2010 • ETO’nun gezilerine pek aklım ermiyor!.. - 27.07.2010 |